E-POSTA :
WEB :



Gerçek Yaşam Öyküsü

Gerçek Yaşam Öyküsü

Bu hafta sizlere gerçek yaşanmış bir hayat hikâyesini, Asuman öğretmenin yaşamından bir kesiti yazacağım. Umarım zevkle okuyacaksınız…

Yıl 1998 Baharı

“Öğretmen olarak ilk tayin yerim olan Denizli’nin Çameli İlkokuluna atandığımda hayatımın en heyecanlı günüydü.”  Diye söze başladı, Asuman öğretmen. Oturduğu evden görev yapacağı köy, göz ucuyla yakın gözüküyordu ama kıvrım kıvrım dağ yollarından 2.5 saatte ancak ulaşmıştı, okuluna. Evli olduğu için her gün 2,5 saatlik uzaklıktaki bu köye, gelip gitmesinin zorluğunu düşünerek, Milli Eğitime dilekçe vermiş, biraz daha yakın bir köy ilkokuluna görevlendirilmesini istemişti.  İsteği haklı bulunarak, bir saat uzaklıktaki Gözler ilkokuluna göreve başladığında Nisan ayın ilk günleriydi. Bahar ayı olmasına rağmen, kış İç Anadolu’ya hâkim olmuş, karlar henüz erimemişti.  Üzerindeki koyu renkli etek ve ceketten oluşan takım elbiseyle okula giderken, kendini daha güçlü ve kararlı bir öğretmen gibi hissediyordu. Hâlbuki köylüler bu kıyafetin içinde onu şehirden gelmiş şımarık bir öğretmen sanıyorlardı. Bilmiyorlardı ki Asuman köy kızıydı. Anadolu’da köy köy dolaşan bir memurun kızı olan Asuman, Onlara yabancı değildi.  Çocukluğu 12 yaşına kadar Gümüşhane’nin Tekke Köyünde geçmiş, Üç kardeşi ile birlikte, okuyup adam olmak için yeminler etmişlerdi.  Asuman bu köyde, zorlukları görmüş,  ”Okuyacağım ve bu yerlerden kurtulup, başka köy çocuklarını da ben yetiştireceğim” demişti. Şimdi sözünü tutuyordu.. Genç öğretmenimiz  tayin olduğu bu 46 haneli tipik bir İç Anadolu köyünde, insanlar kendilerine özgü yöresel şivesiyle konuşmakta, geçimlerini tarımla sağlamaktaydılar.. Asuman öğretmen on beş kişilik eski, mavi renkli köy otobüsüyle elli dakika süren yolculukla, her gün okuluna gelip gidiyordu. Kendisine; 38 öğrenciden oluşan birinci sınıf öğretmenliği vermişti.

Köydeki ilkokulunda halinden memnundu ve sınıfını sevmekteydi.  Her idealist öğretmen gibi o da Öğrencilerine okuma yazma öğretmek için didiniyor, çırpınıyordu. Ödevler verir ve ödevini yapanlara kırmızı tükenmez kalemle “tamam” anlamına gelen bir çizik eğrisi atardı. Nereden bilsin öğrencisinin defterine attığı bu kırmızı çiziğin bir gün başına bela olacağını. Hemen ertesi gün, sınıf kapısı çat kapı açıldı. Kapıda genç olmasına rağmen yaşından daha fazla gösteren bir köylü kadını belirdi. Elindeki şişlerle yün patik ördüğü belli olan bu kadın “ötmen sen misin?” diye sorduğunda; bir şeylerin ters gittiğini hisseden Asuman öğretmen “ Evet benim” derken endişelenmişti. Köylü kadını elindeki şişleri; pamukludan yapılmış, çizgili ve renk renk kuşağına sokup iki elini beline koydu  ve  “Sen buraya ötmenliğe mi geldin, cevırlığa mı geldin?. Oğlumun defterine çızık atıvermişin” derken üstüne üstüne yürümekteydi. Baharın ilk günleri soğuk olduğu için sınıfın Ortasındaki odun sobası gürül gürül yanarken, Uzun boylu, buğday tenni, elleri güçlü kadının kötü niyetini anlayan Asuman öğretmen, sobayı siper aldı. Kaçamayacağını ve çocukların korktuğunu görerek olayı hemen alttan alıp “ Ay ben daha yeni geldim. İki günlük öğretmenim. Müdüre de şikâyet edebilirsiniz “ deyince;  sakinleşen kadın “ Ha şunu bileydin cevırın kızı “ diyerek, Öğretmene karşı üstünlük sağladığını düşünerek,  bir kahraman edasıyla sınıftan çıktı.

Asuman öğretmen olayın şokunu üzerinden atar atmaz. “Çocuklar bu kadın kimin annesiydi?” Diye sorarken sınıfın en haylaz ve yaramaz çocuklardan birinin annesi olduğunu tahmin etmekteydi ama  sınıfın en zeki ve efendi çocuklarından biri olan Mehmet ayağa kalkıp  “ benim annem “ deyince Asuman öğretmen çok şaşırmıştı. Gözleri çakmak çakmak, güzel ve zeki bir çocuğun nasıl olurda böyle bir annesi olur diye düşünürken Mehmet annesinin normal olmadığını anlatmaya çabaladı. “Babam annemin kapasına odunla vurdu., öğretmenim……” Derken daha cümleleri bitmemişti ki sözler boğazında düğüm olup, gözlerinden yaş olarak akmaya başladı. Sıraya kapanıp hüngür hüngür ağlamaya başlayan Mehmet’i teselli etmek Asuman öğretmene düşmüştü “ Üzülme oğlum. Annen ve sana kızmadım. Sen zeki ve çalışkan çocuksun. Korkmana gerek yok” dediğinde bütün sınıf ağlıyordu. Toroslara bahar gelmiş, kuru dalların yerini, rengârenk çiçekler doldurmuştu.  Üç ay sonra Asuman öğretmen, Denizli Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumuna atandığında içi buruktu. Oysa ömrünün şu üç ayında en mutlu günlerini yaşamış, çocuklara alışmış ve özellikle Mehmet’i çok sevmişti..  

Yıl 2000 Sonbahar  

Aradan tam 2 yıl geçmişti. Asuman öğretmen güzel bir sonbahar akşamüstü sınıf öğrencileri ile bahçede dolaşıyorlardı. Yapraklar sararmış, altın sarısı renge boyanmıştı. Sonbahar rüzgârlarıyla dalından kopan yapraklar, bahçede yürüyen öğrencilerin ayak seslerine karışıyor, ortalığa neşeli çocuk cıvıltıları yayılıyordu. Nöbetçi olduğu için görevi daha bitmemiş olan Asuman öğretmeninin gözü, bahçe kapısına ilişmişti. Sosyal Hizmetler görevlisi bir memur elinden tuttuğu bir çocuğu yuvaya getirmek için büyük demir kapıdan giriş yaptığında, Asuman öğretmen, yurda girmekte olan çocuğun haline acıyıp İçinden “ aaahh zavallı yavrum. Yine bir çocuğu, anne babası terk etti .” diye düşünüyordu. Memur ile çocuk yurt binasının giriş kapısına iyice yaklaşıp, mozaik merdivenleri ağır ağır çıkarken, Asuman öğretmen gözlerine inanamamıştı. Gelen çocuk iki yıl önce Gözler köy İlkokulundaki hüngür hüngür ağlayan Mehmet’ten başkası değildi. Mehmet öğretmenini görmüş gözleri şimşek şimşek çakmış, asık suratında hemen gülücükler belirmişti. Köyde kimsesi kalmayan Mehmet, doğruca öğretmenine koşup eteklerine anne hasretiyle sarıldığında, Asuman öğretmen ağlamamak için kendini zor tuttu. Çömelip,  Mehmet’in iki küçük elini avcuna alıp “Ne oldu oğlum. Anlat bakalım hele bana “  dedi. Mehmet “ Öğretmenim; babam, annemi hep odunla döverdi, kötülük yapardı ama annemin sesi çıkmazdı. Sizden sonra annem hastalandı. Babam şehirden başka bir kadınla evlenmek için köyden göç etti.” dediğinde Asuman öğretmenin gözlerinden yaşlar damlıyordu. Mehmet konuşmasına devam etti. “Annem,  babamı çok seviyordu ve her gün ağlıyordu. Bir süre sonra hastalığı arttı ve geçen hafta da öldü. Beni buraya getirdiler.” derken adeta onu duymuyordu. Mehmet “ Ben nereye geldim? Ne olacak şimdi öğretmenim? “diye endişelenirken kader ağlarını örmüş, iki yıl sonra onları tekrar karşılaştırmıştı. Asuman öğretmen. Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumuna atanmasının arkasında,  İlahi bir gücün olduğuna inanıyordu. Artık bundan sonra o çocuğun en iyi şekilde yetişmesine kendini adayacaktı. Yıllar su gibi akıp geçti. Mehmet büyüdü, genç delikanlı oldu. Üniversiteyi kazandığında Asuman öğretmenin mutluluğuna diyecek yoktu. Şimdi, o Genç, ünlü bir psikiyatri doktoru olarak İstanbul’un önde gelen üniversitesinde görev yapıyor.



 
Fiber Ticaret ile E-TİCARETE giriş yapın

Fiber Ticaret ile E-TİCARETE giriş yapın

Türkiye'nin en kapsamlı E-ticaret sistemine sahip olun

FIRSAT DETAYI
%30 İndirim Fırsatı
Kocaeli Bilişim'den Kampanya

Kocaeli Bilişim'den Kampanya

Kocaeli Bilişim Webkobi Hazır Web Sitesi ürünlerine Karamürsel Aktif Haber aracılığıyla ulaşan herkes indirim kazanıyor

FIRSAT DETAYI
%30 İndirim Fırsatı